İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

 

TÜRKİYE, BALİSTİK FÜZE SİSTEMLERİ VE TOPÇU ROKETLERİ

Türkiye' nin TOROS projesinden sonra; J serisi adı ile uzun menzilli (1000 km), nükleer
başlık taşıyabilecek satıhtan satıha balistik füze geliştirmek amaçlı bir proje yürüttüğü
haberleri yer aldı. Bu haberlerde yer alan bilgiler:
- Projenin son 6 (bize göre daha uzun) yıldır devam ettiği, (1986-1987 döneminde
milli savunma sanayiini kurmak için çalışmalar başlatıldı ve Türk mühendisler/MKE, TRT-1' de de gösterilen kısa menzilli roket prototiplerini denediler. 70 mm (2.75 inch) havadan yere güdümsüz roketlerden, 20x 2 tüplü ÇNRS yapıldı. Menzil sıkıntıları yaşandı; bunu aşmak için kısa, orta ve uzun menzilli roket ve daha sonra füze geliştirme çalışmaları için, yurt dışından işbirliğine gidildi. SSCB' nin yıkılması ile bu ilişikiler arttırıldı. 1990' ların başında ABD'den ATACM füzeleri alınmasına ve MLRS üretimine karar verildi, projede teknoloji paylaşımı yüksek fiyatlar ve diğer nedenler ile gerçekleşmedi.
- Proje amacının 2010' a dek en az 10000 km menzilli balistik füze teknolojisine sahip
olmak olduğu. Pakistan ile başlatılan füze programlarına, İsrail ve Çin desteği ile devam
edildiği,
- Pakistan ile Batı ilişkilerinin gerginleşmesi üzerine; Çin, Romanya, Rusya ve Orta Asya
Cumhuriyetleri ile devam edildiği. POPEYE ile İsrail' le ilişkilerin başladığı ve devam ettiği,
ARROW füzesinin ortak üretiminin amaçlandığı. Programın yürütülmesinde birkaç yüz
yabancı (Orta Asya, İsrail ve Çin kökenli) mühendisin görev aldığı,
- Program sırasında denemeler yapmak vee altyapı tesisi için Afganistan' dan SCUD-B
serisi füze getirilip denendiği. Çin' den konvansiyonel amaçlı, satıhtan satıha WS-1 füzesi
getirildiği, incelendiği ve denendiği. Dolayısıyla WS-1B teknolojisinin alındığı biliniyor.
Basında da yer alan ve çeşitli yerlerde rastladığımız tartışmalarda; WS-1 ve WS-1B
karıştırılmaktadır. 1B daha gelişmiş bir sistemdir; hızı saatte ses hızının 5 katı, azami uçuş
tavanı 60 km, 40 G basınca dayanıklı, azami %1.5 hata payı var.
- Programın yürütülmesinde ROKETSAN' ın kullanıldığı, ASELSAN başta Türk savunma
sanayi kuruluşlarının ve ürünlerinin kullanıldığı (400 km menzilli TR-22XX radarları, C3I
sistemleri, LN-100 LRG hata payını azaltan Laser Ring Gyro kökenli Türk teknolojisi)

- Amacın çevre ülkelerde devam etmekte olan uzun menzilli balistik füze programlarına karşı caydırıcılık sağlamak olduğu ifade ediliyor

Spekülasyonlara yol açmamak ve milli bir programa zarar vermemek için TSK' nın balistik
füze geliştirdiğine dair bu haberlere bir ekleme, analiz ve yorum yapamıyoruz. Aşağıda daha çok Türkiye' nin durumu, ihtiyaçları ve ihtiyaçların giderilmesi için çözümler (TOROS) hakkında değerlendirmeler yapacağız.

Topçu kuvvetimizde obüslerin yükünü azaltmak için alan hedeflerine karşı geliştirilen 122
mm ve Toros füzeleri, Türkiye' nin teknik ve askeri seviyesinde büyük artışlar sağladı ve
sağlayacak. Yakın gelecekte ilk ürünlerini göreceğimiz; %100 Türk dizayn ve üretimi daha
gelişmiş; menzilleri, yükleri ve hassasiyetleri artmış satıhtan satıha ve satıhtan uzaya
sistemlere bir basamak teşkil etmişlerdir. Geniş bir program yürütülmektedir. Kısıtlı
bütçelere karşın atılan ilk adımlardaki başarı (Toros) ve onu özveri ile geliştiren ekibi
(SAGE) kutlarız.

Değerlendirmelere geçmeden önce iki hususu daha vurgulamak isteriz.

- Türkiye, sunî krizlere karşın hala yaşamakta ve projeler yürütebilecek durumdadır.
Projelerin gelişmesindeki tek engel para ve çıkar çatışmasıdır. Burada Atatürk' ün para
yokluğu ve ordunun varlığı hakkındaki sözünü, hatırlatmak isteriz. Günümüzde zengin ve
güçlü ülkelerin güçlü ordulara ve gelişmiş askeri teknolojilere sahip olduğunu, bu teknik
seviyenin onlara sivil aşanda da teknik ve ekonomik üstünlük kazandırdığını unutmayalım.
- Atılan her adım, gelecekte atılacak ((her alanda) adımların ve başarıların habercisidir. Bu
adımları yapıcı eleştiri ile desteklemek şarttır. Bu da ancak özgüvenli olgun birey ve toplum
ile mümkündür.

Türkiye' de artık dış destek almadan; füze, roket ve alt sistem geliştirebilecek ve bunları
satarak kendilerine ar-ge bütçesi elde edebilecek uzman kurumlar var. Türkiye yıllardır
modernizasyonu mali sebeplerle geciken fakat disiplinli ve dinamik bir orduya sahip olan,
ancak; Doğu, Güney ve Kuzey' indeki komşularının uzun menzilli balistik füzelerine
savunma/caydırma amacıyla cevap verecek bir uzun menzilli balistik füze kabiliyetine sahip
olmayan bir büyük askeri güç olarak görülmektedir.

Türkiye, yüce Atatürk' ün: "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" prensibine ve kuvvetler arasındaki
çekişmeden faydalanarak gelişme ve savunmasını sağlama politikasını sürdürüyor. II. Dünya Savaşı' ndan sonra Komünizm olarak adlandırılan başarısız Rus emperyalizminin
baskılarından kurtulabilmek için ABD' e yaklaşıldı, NATO' ya girildi. 1950' lerde ABD' nin nükleer kapasiteli Jupiter füzeleri Türkiye' de konuşlandırıldı. ABD ve SSCB arasında U-2 ve Küba Krizleri sırasında Türkiye' ye yönelik balistik füze tehdidi sürüyordu.

1952' de Menderes Hükümetinin NATO' ya girmesi kaçınılmazdı. Ancak milli savunma
sanayii altyapısının bir gecede rafa kaldırılması ile Türkiye, kritik savunması için bile yurt
dışından destek ihtiyacı içine girdi. Bu durum günümüzde de her geçen gün azalmakla
beraber, devam etmektedir.

1974' den itibaren dışa bağımlılığı en aza indirecek, yurt dışından alımları azaltarak
ekonomiyi geliştirecek savunma sanayii kuruluşlarının kurulmasına geçildi. TAI, TUSAŞ,
ASELSAN başta pek çok kuruluş faaliyete geçti ve ortak üretimlere yöneldi. Ancak
Türkiye' nin bir bölge kuvveti olması ve Yunanistan'ın korkuları sonucu bazı sistemler
dışarıdan direk alındı ki; onları modernize etmek dahi, satıcılarının iznine bağlı. Burada
herhangi bir ülke karşıtlığı yok; tüm yabancı satıcılar ve alıcılar için durum aynı.

Krize girmeye başladığımız 1997 döneminde ise Türkiye kendi ar-ge altyapısını kurmuş ve
caydırıcılık esas savunma sistemleri geliştirebilecek, 2000 ve 2005 yılları arasında ise bunları üretip, hizmete sokabilecek bir seviyeye gelmişti. Bu dönemde geleneksel müttefikimiz ABD ile diplomatik ilişkiler ve işbirliği sürmüş ancak; yeni ve daha bağımsız teknoloji kaynakları edinilebilecek İsrail, Pakistan (Pakistan ile uzun süredir), Rusya-Orta Asya Ülkeleri ve Çin ile ilişkilerin geliştirilmesine ağırlık verildi.

Füze ve roket alanında Aselsan-MKE-Roketsan-Tubitak/SAGE altyapı oluşturdular ve 70
mm roketten başlayarak bugün Toros-230 ve Toros-260 ailesine ulaştılar. Dünyanın hiçbir
milleti bizimki kadar kendini başarısızlığa mahkum görmüyor; Toros' un Karadeniz' deki
denemeleri başarı ile yapılırken hala bazı kafalar Ankara' da bürokratlara: "Türkiye roket
yapamaz" diyebiliyor. Başarı için önce inanmak ve milli ürüne sahip çıkmak, olumlu yapıcı
eleştiriler yapmak lazım.

Toros, çok kısıtlı bir bütçe ile çok genç bir ekip tarafından geliştirildi. Daha önce MLRS'
den atılabilecek 227 mm roket projesi başarıya ulaşmıştı. Ancak Toros kadar iyi tanıtılmadı ve bilinmiyor. 1990' ların başında ABD' den zorlukla alınan, 227 mm roket ortak üretim projesi çok istenmesine rağmen gerçekleştirilemeyen, MLRS sistemlerinden acil durumlarda Türk roketleri kullanabilecek. Bir de 227 mm güdümlü MLRS roketi projemiz var; %100 yerli dizayn. Bu da pek bilinmiyor.

Toros bir ATAC füzesi değildir; MLRS' nin geliştirlmiş modellerine karşılık gelebilir. Bir
ATAC füzesi MLRS roketinin 4-5 kat ağırlığında ve 2.5 kat fazla çapındadır. ABD ve
Avrupalı MLRS kullanıcılarının MLRS geliştirme süreci ve harcadıkları para incelenirse,
imksnasızlıklar içinde başarılı olduğumuz anlaşılacaktır.

Toros Neden Bu Kadar Tanıtıldı ?

Denemeler ve geniş çapta üretim için kaynak gerekliydi. Kamuoyu bilgilendirilirse o zaman
lobilerin ve kendilerini sürekli aşağılayarak mutlu olanların engellemelerine rağmen kamuoyu ve devlet desteği artacak ve daha fazla bütçe alınacaktı. Sistemin yurtdışı pazarda tantılması müşteri potansiyeli yaratacaktı. Türkiye, teknoloji almak isterken kendi gücünü koz olarak kullanıp, offsetler ve diğer alanlarda söz hakkını kullanmak/arttırmak için bir koz da istiyordu.

Toros Neden Bu Kadar Eleştirildi ?

Türk bilim adamlarının ve savunma sanayinin ulaştığı alt yapının büyüklüğünü karalamak.
Proje elbette mükemmel değil; eksiklikler her yerde olabilir. Mühim olan bu eksiklikleri
giderme yeteneğine sahip olmak ve bu yeteneği geliştirmek. Ancak mali sıkıntıları aşmış bir
Türkiye' de TSK' nın iki sene içinde, tamamı yurt içinde yapılan masraflar ile ulaşacağı
seviyeye bir bakalım.

Toros' un Eksiklikleri Neler ?

Günümüzde her sistem, ilk deneme yapıldığı andan itibaren sürekli olarak modernize
edilmek ve geliştirilmek zorundadır. Teknolojinin hızla gelişmesi bunu gerektirmektedir.
Amerikan MLRS sistemi buna örnektir. Sisteme yeni yetenekler kazandırılması süreci,
devam etmektedir. Satıhtan satıha roket topçusunun, ABD dışındaki ülkelerde yavaş
gelişmesinin nedeni diğer ülkelerin bütçe yetersizlikleridir. Bu nedenle, üretime girdikten
sonrada geliştirme çalışmaları sürecek ve Blok 1 gibi üstün modeller ile üretime devam
edilecek.

Toros, Türkiye için bir simgedir; bazı adımların atılabileceğinin ve başarıya ulaşılabileceğinin
somut örneği olmuştur. Türkiye' nin uzun vadede dışarıdan neredeyse bağımsız üretilip
kullanılabilecek roket ve füze geliştirme, üretme programının bir ayağı olan Toros, basın ve
halka hakkında en fazla bilgi verilen sistem olması ve özellikleri sebebiyle simge kabul
edilebilir.

1990' larda ilk MLRS roketleri satın alınırken mali ve politik sıkıntılar yaşandı. Çeşitli
sebepler ile 227 mm MLRS roketi üretimine geçilemedi. Geçilememesi sayesinde Türkiye
kendi bağımsız roket programlarına ağırlık vererek, önce roket daha sonra füze altyapısı
tesisi için çalışmalara başladı. O yıllarda da MLRS üretiminde geç kalındığı şeklinde çok
sayıda eleştiriler yapıldı. Yavaş ilerleyen görüşmeler sırasında; bıktırıcı teknik incelemeler,
politik ve mali baskı altında almamızın mümkün olmadığı lisanslara dair teknik tüm alt yapının edinilmesini sağladı.

Gelecekte sadece gurur verici değil, ihtiyacı bağımsız ve ucuza karşılayacak sistemlerin
üretimi için ilk adım, yenileri yapıcı, geliştirici şekilde eleştirmekle mümkündür. Toros
denemelerinden sonra yapılan açıklamalardan dış basına yansıyan ve en çok etki eden iki
unsur; Türkiye' nin ilk denemede 100 km menzile ulaşabilmesi ve bunları satarak gelir ve
müttefik elde etmek istemesi olmuştur. Daha sonra çıkan ekonomik kriz, bu alanda adım
atılmasını güçleştirmiştir.

Güdümsüz topçu roketleri artık "kör" değildir. Amerikan MLRS, Rus SMERCH ve Çin
WS-1 sistemlerine dahili seyir ve rota koruma-düzeltme sistemleri, küresel yön bulma
sistemleri takılmaktadır. ABD' de güdümlü MLRS sistemleri denemeleri, başarıyla
sürmektedir. Rusya ve Çin, hedef bölgede saçılacak, hedefi kendisi bulup, hatasız vuracak
havadan atılır cephaneleri taşıyacak başlıklar ve bu tür akıllı alt cephaneler üretmektedirler.
Bu sistemlere dair çalışmalarımız da olacak.

MLRS değişik sayıda bombacık (155 mm M483 taşıyıcı topçu mermsinde olduğu gibi)
saçıp düştüğü yerde alan tahribatı yapabiliyor (Blok-1 modelinde 950 adet M-74, Blok-1A modelinde 300 adet bombacık). Nokta atışı için uygun olmayan roket ve füzelere,
maliyetleri yükseltici şekilde hata payını azaltan sistemler takılabilir. Ancak daha ucuz ve
etkin yol, 3 metre (daha fazla olabilir) yarı çapında imha gerçekleştiren (personel veya zırhlı
araç) alt cephaneler kullanan roketlerdir. Tankları veya daha sert hedefleri vurabilen, daha
ağır ve daha az sayıda alt cephane saçılabilir; böylece roketlere de çok rol kazandırılmış
olur.

Askeri açıdan Kara Kuvvetleri Komutanlığı' mızın ilgisini çeken ve desteğini alan özellik ise; ateş gücünde kısa sürede sağlanan artış, baraj/baskı ateşidir. Toros 230, atıcı araçta 6 adet mühimmat taşır. Toros 260 ise, 4 adet mühimmat taşır. Bir batarya, her birinde 3 atıcı araç bulunan 3 atış takımından oluşur. 9 araçtan oluşan bir Toros 230 bataryası, hedefe 300 adet 155 mm top mühimmatına eşdeğer ağırlıkta (>13,000 kg); bir Toros 260 bataryası ise, hedefe 240 adet 155 mm top mühimmatına eşdeğer ağırlıkta (>10,500 kg) savaş başlığını bir dakikadan kısa sürede gönderir. Yeni nesil Türk çekili obüsü TR 155 Panter, bir dakika içinde azami 6 atış yapabilmektedir.

Dünyada ki durum nedir?

SSCB ve ABD/NATO birbirlerinin derinliklerine ulaşabilme ve birbirine kalıcı darbe
vurabilmek için, 1950' lerden itibaren satıhtan satıha roket; daha sonra ise güdümlü füze
sistemlerini geliştirme ve özellikle Avrupa ve Ortadoğu' da birbirlerine karşı yerleştirmeye
başladılar. SCUD serisi, değişimler geçirerek bugüne kadar geldi. ABD ise füze istemleri
yanında Vietnam deneyimlerinden hareketle, 1970' li yılların sonlarından itibaren hava-kara
ve denizden atılabilen seyir füzesi sistemlerine yöneldi.

ABD' nin iktisadı esas alan politikası, hava araç üretimini ve hava bombardımanını Sovyet
satıhtan satıha roket ve füze konseptinin ötesine taşıdı. Hava araçlarının menzil ve çok
rollülüğüne karşın, ABD' nin satıhtan satıha füze ve roket sistemleri ihtiyacı bir süre sonra
tekrar gündeme geldi. Hava üstünlüğüne sahip ABD, kara kuvvetleri için az ve standart ama çok fonksiyonlu satıhtan satıha füze sistemleri geliştirdi. ABD, LANCE füzeleri başta pek çok sistemi üretti. Ancak seyir füzelerinin envantere girmesinden sonra bu tür sistemlerde bir sayı ve tür standartlaşmasına gitti.

Rus yönetimli SSCB, iktisadı esas almadan dünyada en fazla zırhlı araç, roket ve füze
sistemi üreten blok oldu. ABD, ihtiyacını karşılamak için aşırıya kaçmadı. Ancak Rus
konsepti, ihtiyacın ötesinde ve kuvveti ağırlaştıran bir satıhtan satıha kuvvete sahip oldu.
Sürekli olarak yeni modeller hizmete alındı; hizmet ömrünün ortasına gelmiş roket ve
füzelerin modernize edilmesine veya hizmet dışına çıkartılmasına gidilmedi.

Sonuçta ABD' nin 227 mm roket ve 160 km menzilli Ordu Taktik Füzesi (ATAC) atabilen
MLRS sistemi ve PERSHING füzelerine karşılık Rusya, eski SSCB destekli ülkeler ve Rus teknolojisini geliştiren Çin gibi ülkelerin elinde çoğunlukla 122 mm Grad roketleri, 70 km menzilli Frog-7 güdümsüz roketleri ve 300 km menzilli SCUD türevleri kaldı. Rus
mühendislik büroları, daha modern sistemler (SS-21) geliştirmeye başlamıştı; ancak ağır
bürokrasi ve yönetim kadrolarının ileriyi görememesi sonucu, bu sistemler hizmete tam
olarak giremeden/Sovyetler ve müttefikleri kendilerini modernize edemeden Soğuk Savaş
sona erdi.

1989-1990 döneminde Soğuk Savaş sona erdi. Bloklardan geriye kendilerine has bir yer
edinmek, başkalarının koruması olmadan yaşamak ihtiyacı içine giren çok sayıda ülke kaldı. Avrupa' nın desteği ve ABD' nin oluru ile Varşova Paktı üyesi Doğu Avrupa ülkeleri, Batı' ya hızla ve sorunsuz bir biçimde entegre oldu. Ancak Ortadoğu ülkeleri, büyük bir sıkıntı içine girdi. İsrail ve ABD' ne karşı ateist SSCB desteği alan (dostluk satışları) bu ülkeler yanında eski 3. Dünya Ülkeleri de, hem birbirleriyle hem de kendilerini yeni dünya sistemine uydurmak isteyen Batı (ABD ve AB) ile rekabete girdi.

Rekabet yanında korkular da ortaya çıktı. Eski SSCB müttefikleri ve 3. Dünya Ülkeleri,
bağımsızlıklarını korumak düşüncesi ile uzun menzilli balistik füze programlarına yöneldiler.
SSCB nasıl Batı Avrupa ve ABD' ni korkutmuşsa, onlarda bir tür tehdit ve şantaj aracı
olarak gördükleri satıhtan satıha sistemlere yöneldiler. Ancak özellikle Ortadoğu' da bu güç bir yarış haline geldi. Irak' ın İran ile savaşta bol miktarda kullandığı Scud füzeleri, yavaş yavaş satıhtan satıha tehdidinin büyüklüğünü ve önemini ortaya koydu.

Irak ve İran arasındaki savaş bitti; ancak Irak topraklarında, İran karşıtı Halkın Mücahitleri
Örgütü' nün kampları var. Son yıllarda İran, bu kampları insansız hava araçları ile gözlüyor.
2001 yılında bu araçlardan birinin düşürülmesi üzerine İran, bölgeye çok sayıda satıhtan
satıha roket ve füze attı.Çeçenistan çatışmalarında Rusya, füze ve güdümsüz roket sistemlerini sıklıkla kullandı. Ancak Rusya' nın Çeçenistan' da kullandığı füze ve roket sayısı tam olarak bilinmemektedir.

Düşman durumda olan Pakistan ve Hindistan, hem birbirlerine hem de kendilerinin iç
çekişmelerine başka ülkeler müdahale etmesin diye (Hindistan ve Çin rekabeti de var)
nükleer başlıklı uzun menzilli balistik füze programları geliştirmeye başladılar.

Arap ülkeleri, İsrail ile 1948' den itibaren sürekli olarak savaştılar; ancak yenemediler.
Birbirlerinden de çekiniyorlar. Ellerindeki kaynakları, düzgün olarak kullanamıyorlar. Petrole karşın hala fakirleşme ve Batı'nın sömürgesi olma korkusundan kurtulamadılar. İsrail ise Araplardan korkuyor; radikal yönetimler her zaman olabilir veya bölgede yarın hiçbir şey, bugün beklenildiği gibi olmayabilir.

İsrail de ABD' nin göz yumması, Fransa' nın teknik desteği ve kendi Ar-gesi ile JERICHO
sınıfı uzun menzilli balistik füzeleri geliştirdi. En az 200 adet nükleer başlığa sahip olduğu
sanılmaktadır. Bu rakamın daha az olduğu da telaffuz edilmiştir. Geçmişte İsrail' in nükleer
kapasitesine dair açıklamalarda bulunan bir mühendis, İsrail tarafından ömür boyu hapise
mahkum edilmiştir. Birkaç yıl önce İsrail meclisi Knesset' de iç politik çekişmelerde İsrail'
in nükleer gücü tartışmaya açılmış olsa da, yeniden sessizliğe gömülmüştür. İsrail, nükleer silah kullanabilmek için sadece balistik füzelere bağımlı değildir. Hava Kuvvetleri' nin F-15I, F-16 uçakları ve Deniz Kuvvetleri' nin Dolphin dizel denizaltılarından nükleer başlık taşıyan değişik silahlar (Harpoon) kullanabilir.

Çin, ekonomik güce sahip Tayvan ile büyük bir rekabet içindedir. Güç gösterisi için, Tayvan kıyılarına doğru denemeler yapmaktadır. Çin uçaklarının menzil sorunlarına karşın; füze ve roket kuvveti, Tayvan' a ulaşır ve ağır kayıplara sebep olur.

Nükleer başlıklı füzeler, çaresiz kalanın son ve intikam tercihi denilebilir. Ortadoğu' daki
füze yarışı ve kısır döngü psikolojisinin kaynağı budur. Ancak bu psikoloji, bazı ülkelerde
radikal yöneticilerin oyuncağı oldu. Suriye, Irak ve İran askeri güçlerinin
modernizasyonunda, mali sıkıntılar sebebiyle gecikmeler yaşanmaktadır. Caydırıcılık için
yegane ve en korkutucu unsur ise, NBC başlıklar ve bunları uzun menzile taşıyabilecek
roket ve füze sistemleridir.

A.B.D., bu amaçla dünya çapında bir füze savunma sistemi geliştirmek istiyor. Ancak 1980' lerin Yıldız Savaşları Projesi' nin biraz değişmiş bir modeli olan bu proje, füze bağımlısı haline gelmiş ülkeleri programlarına daha sıkı sarılmaya itiyor. Yıldız Savaşları Projesi, ABD ile yarışa girenSSCB' nin yıkımına neden olmuştu. ABD' nin sakıncalı ilan ettiği İran, Suriye ve Kuzey Kore, Ulusal Füze Kalkanı' nın ilerlemesi ile, küreselleşme ve ABD karşıtı politikalarından vazgeçmek zorunda kalacaklar. Iran bu geleceği görmüş olmalı ki, kendisini radikal unsurlardan uzaklaştırmaya çalışıyor; ancak ülkenin iç dengeleri en önemli engel.

TÜRKİYE ne yapmalı?
Yukarıda oldukça tarafsız bir tablo çizmeye çalıştık. Ancak balistik füzelerin bir kuvvet
çarpanı ve caydıcılık unsuru olmaktan çok, insanlık için (geliştiren ve üreten ülke için dahi)
elde patlamaya ve patlatılmaya hazır bir demode silah olduğuna inanıyoruz. Ancak savunma amaçlı bir balistik güç edinmek zorundayız. Balistik füze geliştiren ülkeler daha korkutucu olabilmek için nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar da üretiyorlar ve haksız olduklarında; karşılıklı anlaşma yerine bu silahları öne sürüp, görüşmelerde gözdağı vermek istiyorlar.

İsrail ile defalarca savaşmış olan Suriye' nin geçmişte en önemli iki kozundan biri radikal
örgütlere destek vermesi ve sürekli olarak geliştirdiği balistik füze programları idi. Bugün bu kozlardan radikal örgüt bağlantılarını azaltmaya çalışsa da, halen füze ve NBC
programlarının sürdüğü haberleri alınıyor. İsrail, Suriye başta olmak üzere Ortadoğu
ülkelerinin balistik füze geliştirme programlarını izlemede ABD ile yakın bir işbirliği içinde.
Son alınan haberlere göre; SCUD serisinin C modeli, yılda iki düzineden fazla şekilde üretilebilecek. Çalışmalar sonucunda Suriye' nin; İran, Orta Asya, Yunanistan ve Avrupa' yı vurabilecek D modelini geliştirip üretebilecek seviyeye ulaşacağı söyleniyor. C modelini üretmek için kurulacak veya kurulmakta olan alt yapının, D modeli üretimi için de kullanılabileceği belirtiliyor. Suriye' nin geliştirilmiş füze teknolojisi ile 700 km menzile, 700 kg silah yükünü gönderebilmesi mümkün olacak. Standart SCUD füzelerine göre daha büyük çaplı olacak füzenin, (CEP) hedeften sapma payı düşük. Tüm balistik silahlarda olduğu gibi harp başlığının azaltılması ile, füzenin yakıt miktarı ve menzili artıyor. Bu da konvansiyonel savaşta, etkinin azalması demek. Fakat NBC savaşında NBC başlıklarının taşınması yeterli.

Suriye, İran ve Irak füze programlarına Kuzey Kore destek veriyor. Kuzey Kore, sert ve
anti demokratik bir dikta ile yönetiliyor. Balistik füze geliştiren ülkelere füze satışı ve
programlara desteğin, ideolojik bir yönü yok; Kuzey Kore ekonomik kriz içinde. En büyük ihracat kalemi ise, No-Dong serisi uzun menzilli balistik füze teknolojisi. ABD, Çin, Rusya ve Güney Kore' den o kadar korkuyorlar ki uzun menzilli topçu roketleri (Güney Kore' ye karşı) ve kıtalar arası balistik füzeler (ABD ve Çin' e karşı) geliştiriyorlar. Suriye' nin gelişmiş menzilli SCUD füzelerinin, Kuzey Kore' nin geliştirdiği SCUD-D teknolojisi olduğu belirtiliyor.

Son dönemde ABD' nin balistik füze karşıtı teknolojileri geliştirmesinin ve balistik füze
geliştiren ülkelere baskı yapmasının nedeni; "sıvı yakıtlı" füzelerin, gövde ve motor
teknolojilerinin gelişmesi ve yaygınlaşmasıdır.

Eğer bir ülke kendi teknolojisini geliştirememiş, kısmi üretim dahi yapacak teknolojik
seviyesi yoksa; ekonomik olarak gelişemiyor. Bu durumda da çaresizlikle ileride kendi
elinde kendisini vuracak silahlar geliştiriyor.

1991 Körfez Savaşı' nda Irak, Suudi Arabistan ve İsrail' e çok sayıda SCUD füzesi attı.
Ancak geri teknoloji karşısında İsrail ve Suudi Arabistan' daki ABD kuvvetleri, hiç
denilecek kadar az kayıp verdi. O tarihte ilk kez denenen Patriot füzelerinin etkisi
tartışılmıştı. Ancak Patriotlar olmasaydı da SCUD tehdidi büyük bir zarar vermeyecekti.
Esas zarar hedefin vurulması ile elde ediliyor; hedef vurulamamış ise, başka hedeflerin
vurulmuş olması savaşı kazanmak için yetmiyor. Bu açıklamalar konvansiyonel başlıklı balistik füzeler için geçerlidir.
NBC başlıklı balistik füzeler esas tehlike.

 


TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI